“Üşümüş mandalina yersem, boğazım hasta olabilir, onun için ısıtıyorum.”

“Üşümüş mandalina yersem, boğazım hasta olabilir, onun için ısıtıyorum.”

Bir hafta kadar önce eşim dedi ki: “bir oyuna katılacağım, bana ‘ve ıspanağıma hak verdi‘ diye biten çok kısa bir hikaye yazar mısın? sen becerirsin böyle şeyleri“… Evet, kısa-uzun hikaye uydurmak çok rahat yapabileceğim birşeydi, zaten hayatım bunu yapmakla geçmişti, ama zor olsa ne yazardı ki? Bir erkeğe kadını “sen becerirsin böyle şeyleri” dediyse, zaten o şeyi becermek farz olurdu. Dişisi yanında olunca aslana posta koyan serçe edasıyla “elbette” dedim, altında yatan “şimdiden olmuş bil” teminatını hemen anladı ve teminatı alır almaz ekledi, “yalnız 140 karakter olacak, yani çok çok kısa“. Geri adım atmak olur mu, “farketmez, hallederiz” dedim. Kısa hikaye kolaydı da, 140 karakter de neyin nesiydi, sms bile 160 karakterdi… Nasıl sığdırırdım koskoca kısacık hikayeyi 140 karaktere?
Neticede kafamda zaten o an bir hikaye oluşmuştu, o hikayeyi 140 karaktere indirdim ve eşime gönderdim. 140 karakterlik hali değişik yerlerde yayınlandı ve her ne kadar gitmeyecek olsak da, bize Nil’in 15.Ocaktaki XL konserine 2 kişilik davetiye de kazandırdı. Ama ben 140 karakterin hikayeye haksızlık olduğu düşüncesiyle hikayenin kafamda ilk oluşan şeklini buraya yazmaya karar verdim: (daha fazla…)
31.Ocak.2008 tarihinde Gitti, gidişi içimi yaraladı diye bir yazı yazmıştım. Gördüğüm luzum üzerine :) aynı yazıyı tekrar yayınlıyorum.
———————————————————
Gelişi sizi geceler boyu uykusuz bırakmıştır. onu beklemenin ızdırabını öyle yoğun yaşamıssınızdır ki, geldiğinde kavuşmaktan ziyade, geceler boyu süren ızdırabın bittiğine sevinirsiniz.
Gelişi bir boşluğu doldurmuştur…
Seneler boyu birlikte yaşar, birlikte yatar kalkar, birlikte yer-içersiniz. O artık sizin bir parçanızdır, hiç ayrı düşünmezsiniz. O kadar benimsemişsinizdir ki, var mı yok mu bunu bile düşünmezsiniz…
13 yıl beraber yaşadıktan sonra, acı tatlı bir çok lezzeti aynı ortamda paylaştıktan sonra bir gün “ayrılık vakti geldi” derler ve o çekilir gider… İçinizde bir şeylerin parçalandığını hissedersiniz. Onu içinizden söküp atmak kolay olmamıştır; gidişi ta içinizi acıtır.
Ve artık ayrıldığı yerde kocaman bir boşluk vardır…

ne olur gitme !…
İşten bunaldığınız, tavırlardan sıkıldığınız, kendinize karşı kendinizi sorguladığınız, “kim için yapıyorum” “ne diye yapıyorum” dediğiniz bir sırada, sizinle işi seneler önce bitmiş, ama işi bitince ilişkisi bitmemiş bir kişi, tutar da size bir mail yazar, sizin seneler önce gösterdiğiniz bir çabayı farkettiğini farkettirir, sizin seneler önce onları nasıl gördüğünüzü gördüğünü gösterir, üstüne bir de iltifatlar eder; siz de dersiniz ki demek ki öküz ölünce ortaklığı bozmayanlar da var, demek ki karşılık beklemeden çaba gösterirsen, bunu görenler de var, demek ki kadir bilmezler kadar kadir bilenler de var, o zaman devam etmek gerek, yılmamak, yorulmamak ve hep koşmak gerek…
Gözleriniz dolar, sevinçten mi, hüzünden mi yoksa duygu yogunluğundan mı bilemezsiniz. Ağlamak istersiniz, gülersiniz, gülmek istersiniz gözünüzden yaş damlar.
Gelen mail, o gelmezden önceki negatif ruh halinizi yerle bir etmiş, içinizde size karşı savaşan sizin tüm destek noktalarını yıkmıştır. bunu yapana teşekkür etmek istersiniz, kuru kalır, duygularınızı ifade etmek istersiniz, beceremezsiniz. Kalpten çıkan kalbe gider dersiniz, edebiyatı daha fazla zorlamaz, kuru da olsa teşekkürünüzü edersiniz.
Sonra bir büyük düzen içinde, size ilaç lazım olduğunda ilaca bile ilaç olduğunu hissettirmeden size gönderene dönersiniz yüzünüzü, ve dersiniz:
“asıl sana teşekkür!”
Geçen sene Aralık ayında çiçek açan kaktüsüm, bu sene Ocak ayında açtı. Geçen sene müjdeli haber beklentim vardı, çok kısa süre sonra müjdeyi almıştım. Bu sene öyle bir beklentim yok ama yine de güzel haberler insanı sevindirir :)

Biraz kişisel bir hikaye, biraz çocuk psikolojisi, biraz hatıra ve sonunda teknolojik bir oyuncak içeren bu uzunca yazı, ilginizi çekecekse, devamını da okuyabilirsiniz. (daha fazla…)


Kızım okulda geri dönüşüm konusunu işlemiş. Akşam okuldan aldım, eve dönerken heyecanla bağırdı: “BABA BAK! Geri Dönüştürülebilir Trafik Levhası” :)
Aslında dönel kavşaklar pozitif yönde [saat yönünün tersine] dönerken, geri dönüşüm amblemi negatif yönde [yani geri geri] dönüyor. Ama öğretmenleri sınıfta yaptıkları geri dönüşüm kutularında geri dönüşümü de pozitif yönde döndürmüş, kızcağız birbirine karıştırmakta haklı :)

ben bugün…
bir güzel gördüm,
bir gülü kokladım,
bir şiir dinledim şairinden…
sonra bir müzisyenden dinledim; başka bir şiiri.
yeni “insan”lar tanıdım.
bir kaç güzel hediye ve müjdeli bir haber aldım,
- hediyenin çirkini olur mu ki? -
bir kötü haber duydum sonra,
müjdemi ona verdim,
kötü haber yok oldu,
müjde birkaç kat büyüdü…
babamın eski dostlarını gördüm.
sevildim, sevdim;
sevdim, sevildim.
ağladım, yıkandım.
iyi ki bu dünyada, tam da burada, bu noktadayım!