“ve ıspanağıma hak verdi”

Bir hafta kadar önce eşim dedi ki: “bir oyuna katılacağım, bana ‘ve ıspanağıma hak verdi‘ diye biten çok kısa bir hikaye yazar mısın? sen becerirsin böyle şeyleri“…  Evet, kısa-uzun hikaye uydurmak çok rahat yapabileceğim birşeydi, zaten hayatım bunu yapmakla geçmişti, ama zor olsa ne yazardı ki? Bir erkeğe kadını “sen becerirsin böyle şeyleri” dediyse, zaten o şeyi becermek farz olurdu. Dişisi yanında olunca aslana posta koyan serçe edasıyla “elbette” dedim, altında yatan “şimdiden olmuş bil” teminatını hemen anladı ve teminatı alır almaz ekledi, “yalnız 140 karakter olacak, yani çok çok kısa“. Geri adım atmak olur mu, “farketmez, hallederiz” dedim. Kısa hikaye kolaydı da, 140 karakter de neyin nesiydi, sms bile 160 karakterdi… Nasıl sığdırırdım koskoca kısacık hikayeyi 140 karaktere?

Neticede kafamda zaten o an bir hikaye oluşmuştu, o hikayeyi 140 karaktere indirdim ve eşime gönderdim. 140 karakterlik hali değişik yerlerde yayınlandı ve her ne kadar gitmeyecek olsak da, bize Nil’in 15.Ocaktaki XL konserine 2 kişilik davetiye de kazandırdı. Ama ben 140 karakterin hikayeye haksızlık olduğu düşüncesiyle hikayenin kafamda ilk oluşan şeklini buraya yazmaya karar verdim:

20 yaşımın ilk günlerindeydim ve sevdiğim adamla, Reis’le nişanlanalı bir kaç hafta olmuştu. 2 ay önce sevdiğim işi de yapmaya başlamış ve güzel bir ana okulunda sınıf öğretmeni olmuştum. Hayatım toz pembeydi, ve sanki bulutlar üzerindeydim. O gün işe giderken nişanlım Reis’le beraber yürüdüm. O yol hiç bitmesin istiyordum. Yaşadığımız muhitte her ne kadar nişanlı da olsak, el ele tutuşmamız bile dikkat çekerdi, bu yüzden bu yürüyüşün anlamı daha bir büyüktü. Ana okulunun kapısına yaklaşınca isteğimi Reis’e de söyledim: “bu yol hiç bitmesin istiyorum”. Ana okuluna varmıştık, ben bahçe kapısından içeri girerken cevap verip “biz zaten hiç bitmeyecek bir yola beraberce adım attık, artık hep beraberiz” dedi ve yanağıma bir buse kondurup gitti. Hem verdiği cevap, hem elini bile tutmaya çekinirken yanağıma kondurduğu öpücük beni benden aldı. Ayaklarım yere basmıyor, dizlerim titriyordu. “REİS BENİ ÖPTÜ! REİS BENİ ÖPTÜ!” diye haykırmak, o anki duygularımı herkesle paylaşmak istiyordum ama tabii ki birisiyle paylaşabilmek için akşam olmasını ve ablamla yataklarımıza çekilme saatimizi beklemem gerekiyordu. Bu duygularla sınıfıma girdim, ama içim içime sığmıyordu, birileriyle paylaşmazsam çatlayacaktım.  Hemen çocukları yanyana dizdim ve kulaktan kulağa oynayalım dedim. Oyunla da olsa birinin kulağına sırrımı söyleyecektim. Yine de öpmek fiilini kullanmaya çekindim ve en baştaki çocuğun kulağına usulca şöyle söyledim: “Reis yanağıma dudak verdi“. Çocuklar birbirlerinin kulağına eğilip doğruluyor, ben ise heyecanla benim söyleyemediğim bu cümleyi birisinin sesli olarak söylemesini bekliyordum. Sanki başka birinden sesli duymak yaşadıklarımın gerçek olduğunun bir ispatı olacaktı. Çocukların birbirlerinin kulağına eğilip doğrulmaları asır gibi uzun geldi, ve sonunda en sondaki çocuk cümleyi seslendirdi: “ve ıspanağıma hak verdi

  1. hatice
    Oca 14th, 2010 01:31

    :)

  2. Fırat KÜÇÜK
    Oca 14th, 2010 08:42

    twitter odaklı edebiyat :) Çok güzel ya :) Aşıklar arasında “leb değmez” şeklinde bir atışma şekli vardı. Dudaklarının arasına kürdan koyup öyle atışıyorlardı. Bu sayede b ve p gibi harfler kullanılmadan atışma yapılması hedefleniyordu. Eğer bu harfler kullanılırsa tahmin edileceği gibi biraz acıya neden oluyordu. :) Yani demem o ki 140 karakter gibi kısıtlamalar üreticiliği arttırıyor sanırım.

  3. Ferda
    Oca 14th, 2010 10:43

    :) insanın arkasında güvenerek sırtını yaslayabileceği bir dağının olması ne güzel. Teşekkür ederim kocacım :)
    Hikaye çok güzel, ve bu hikayeyi 140 karaktere sığdırmak ise büyük beceri ve zeka işi. Maaşallah.

  4. M.R.B.
    Oca 15th, 2010 02:02

    Fırat; senle ortak calisma yapalim, sen programi yazarsin, ben elektronik kismini yaparim. soyle olacak, kontrol panelinden bir veya bir kac yasak harf sececegiz, sonra ses analizi yapacagiz, ses sahibi yasak harfleri soyledikce kucuk bir elektro sok verecegiz. yani kurdanin b-p-m gibi harfler icin yaptigini istedigimiz harf kombinasyonlari icin yapacagiz. hele bu kadarini bir yapalim, gelistirmek icin cok fikir var daha kafamda :)

    Ferda; abartmayalim efen’im :)

  5. Ferda
    Oca 15th, 2010 14:28

    abartmak ne kelime, az bile …

  6. Fırat KÜÇÜK
    Oca 17th, 2010 16:26

    Tabi düzenli ifadede olmalı bence. Bir de değil operatörü mesala; ![a-z]{5,} yaptıkmı;

    Adam belirlenen süre içerisinde a-z arasındaki harflerden en 5 tanesi ile bir kelime oluşturup söylemezse elektrik verilir. Emniyette suçluların ifadesini almada yardımcı araç olarak pek ala kullanılabilir.

    Bu da sanatsal bir yaklaşımın para etmesi için inovasyon yapılıp pazara bir ürün olarak sunulmasına örnek teşkil edebilir. :)

  7. M.R.B.
    Oca 17th, 2010 22:03

    Fırat olaya cok gercekci yaklasmissin ama gercekler her zaman guzel degil… biz “leb degmez” ile ugrasalim, sanatsal yaklasimimiz para etmezse etmesin, pazara da urun olmasin, emniyette de sorgu araci olmasin. her zaman suclular sorgulanmiyor cunku…

  8. vedide yalınayak
    Oca 18th, 2010 18:21

    tam korkmaya başlamıştım ki sükûna erdim.

  9. Ersin
    Oca 23rd, 2010 16:30

    Mehmet abi, hikaye tam Nil’in tarzı olmuş. Ben kendisinin şarkılarını çok seviyorum.. Bundan da güzel bir şarkı çıkarsa şaşmam! :)

  10. M.R.B.
    Oca 24th, 2010 00:50

    Ersin, senden baska 2 kisi daha dedi “Nil hikayenin tamamini okusa bunu da sarki yapar” diye :)
    hikayede bir numara yok ama kek tarifini hos bir sarkiya ceviren kisi, elbette istese bunu da guzel bir sarki yapabilir :)

  11. semra
    May 29th, 2012 04:53

    süpersiniz MEHMET BEY zekanıza hayran kaldım. sabah beşte aklıma geldi kalktım hangi bankanın kumbarası var diye sizin sayfa çıktı ve bütün yayınladığınız yazıları okudum. bundan sonra hep takipteyim çok hoş şeyler paylaşmışsınz. teşekkür ediyorum kendi adıma.

  12. M.R.B.
    May 30th, 2012 02:25

    rica ederim :)
    begendiyseniz ne mutlu.