‘İnsan’ kategorisi için Arşiv

Mavi Marmara

Salı, 01 Haziran 2010

Henüz çocuktum. Çocukluğumun büyüdüğümü sandığım yıllarını yaşıyordum. Mavi Marmara‘daydık. Mavi Marmara, Marmara Adasına gidiyordu. Babam bizi tatile götürüyordu. İskelede Mavi Marmaranın yolcu almaya başlamasını heyecanla beklemiş, güverteye çıktığımızda numaralı koltuklarımızı bulup bir süre çekingen çekingen bu güzel gemiyi içinde oturup seyretmiş, şaşkınlığımızı atar atmaz da ablam ve kardeşimle gemiyi keşfe çıkmıştık. “Mavi Marmara” masmavi Marmara’da, yemyeşil Marmara’ya doğru yol alıyordu ve biz geminin her karışını gezmiştik. Saat 10 olduğunda biz yan balkonda kilim üzerinde yere oturmuş denizi seyrediyor, bir yunus daha görebilecek miyiz diye ufukları süzüyorduk. O sırada bir abi yanındaki  kızlara seslendi: “Hanımlar, köle isaura başladı!”. Mavi Marmarada o gün Tv de yoktu, ve köle isaura bile oraya giremiyordu. Marmara Adasında gittiğimiz köyde insanlar kapılarını pencerelerini kapatmadan yatıyorlardı. Oradaki insanlar hırsızlık nedir bilmiyorlardı. Ben küçüktüm, ve dünyadaki en acıklı şey, “köle isaura”, en kötü adam baron idi; ve Mavi Marmara‘da bunlara bile yer yoktu…

Henüz delikanlıydım. Delikanlılığımın yetişkin olduğumu sandığım yıllarını yaşıyordum. Yine babam bizi Marmara Adasına götürmüştü. Dönüş planımıza uymadığından dönüşümüz Mavi Marmara ile değil de, ufak bir tekne ile oldu. Büyük dalgalar ve hırçın bir deniz vardı. Teknemiz bir iskele tarafina, bir sancak tarafina yatiyor, bir burnunu dikiyor, bir kafa ustu suya giriyordu. Tüm bunlara bir münasebetsiz de eklenince babam o teknede kalp krizi geçirdi ve hayatımda ilk defa o kadar büyük bir yük hissettim omuzlarımda.  Artık hayatta daha acıklı şeyler de vardı, dünya maalesef toz pembe değildi. O zaman demiştik ki, “Mavi Marmara“da olsak, böyle olmazdı. Hem böylesine dalgaların oyuncağı olmaz, hem de İstanbula daha çabuk varırdık. Hem herşeye rağmen yine bir kalp krizi olsa bile geminin reviri bir süre iş görürdü. “Mavi Marmara” engin denizde güvenilecek bir yerdi. *

Yetişkin yıllarıma geldim. Yetişkinliğimin olgun olduğumu sandığım yıllarını yaşıyorum. Mavi Marmarayı televizyondan izliyorum;

yazının buradan sonrasını yazamıyorum………..

Resmi Eğitim Köreltiyor…

Pazartesi, 08 Mart 2010

Ersin web günlüğüne bir video eklemis. Sir Ken Robinson’un keyifli anlatımı sayesinde nasıl bittiğini anlamadığım bu videoyu beğendiğim için, burada da olmasını istedim. Videodakinden farklı olarak, mevcut durumun resmi ideolojiler tarafından kasıtlı olarak bu şekilde düzenlendiğini düşünüyorum. Keyifli bir anlatımla, ufuk açıcı bir video, buyrunuz:

[Altyazılı seyretmek için, videonun alt kısmından “View Subtitles” yazan yeri tıklayıp dilediğiniz dili seçebilirsiniz]

“ve ıspanağıma hak verdi”

Perşembe, 14 Ocak 2010

Bir hafta kadar önce eşim dedi ki: “bir oyuna katılacağım, bana ‘ve ıspanağıma hak verdi‘ diye biten çok kısa bir hikaye yazar mısın? sen becerirsin böyle şeyleri“…  Evet, kısa-uzun hikaye uydurmak çok rahat yapabileceğim birşeydi, zaten hayatım bunu yapmakla geçmişti, ama zor olsa ne yazardı ki? Bir erkeğe kadını “sen becerirsin böyle şeyleri” dediyse, zaten o şeyi becermek farz olurdu. Dişisi yanında olunca aslana posta koyan serçe edasıyla “elbette” dedim, altında yatan “şimdiden olmuş bil” teminatını hemen anladı ve teminatı alır almaz ekledi, “yalnız 140 karakter olacak, yani çok çok kısa“. Geri adım atmak olur mu, “farketmez, hallederiz” dedim. Kısa hikaye kolaydı da, 140 karakter de neyin nesiydi, sms bile 160 karakterdi… Nasıl sığdırırdım koskoca kısacık hikayeyi 140 karaktere?

Neticede kafamda zaten o an bir hikaye oluşmuştu, o hikayeyi 140 karaktere indirdim ve eşime gönderdim. 140 karakterlik hali değişik yerlerde yayınlandı ve her ne kadar gitmeyecek olsak da, bize Nil’in 15.Ocaktaki XL konserine 2 kişilik davetiye de kazandırdı. Ama ben 140 karakterin hikayeye haksızlık olduğu düşüncesiyle hikayenin kafamda ilk oluşan şeklini buraya yazmaya karar verdim: (daha fazla…)

Babalar Günü

Salı, 23 Haziran 2009

Gazanfer Özcan

Çarşamba, 18 Şubat 2009

Ben Hüsnü Kuruntu olarak tanımıştım, şimdikilerin Tahsin Amcasıydı.
Vakti geldi, o da gitti.

Allah rahmet eylesin…

viki

Azim

Perşembe, 12 Şubat 2009
sevdiğim bir yakınımın gönderdiği videoyu buradan paylaşmak istedim.

http://video.google.com/videoplay?docid=-3270542258632851284

Ahmet Ferit Konar

Cuma, 16 Mart 2007

Kıymetli hocamız Prof.Dr. A.Ferit Konar’ın tedavi görmekte olduğu A.B.D. de vefat ettiği haberini aldım. Allah rahmet eylesin, mekanını cennet etsin. Güzel bir insandı, yanlış hareketlere muhatap olmak zorunda kaldı, efendiliğini bozmadı. Kendisinden çok şey öğrendik. Ama öğrendiklerimizin çoğunluğu tahtada anlattıkları değil de, yaşamı ile gösterdikleriydi. 40 seneye yakın Amerikada yaşamış ve çalışmış olmasına rağmen konuşmalarına yabancı kelimeler karıştırmazdı. Ayağını sakatlayıp mecburen hastaneye uğradığı gün bir ayağında koca bir sargı ve altına bağlanmış terlik ile saat sabah 9daki dersine 5 dakika [yazıyla beş dakika] geç kaldığı zaman, bu gecikme için tüm sınıftan samimi özür dileyişi, alçak gönlü yanında aslında ne kadar büyük olduğunun bir göstergesiydi. Ruhu şad olsun. (daha fazla…)