‘Üniversite’ kategorisi için Arşiv

Bilişim Vadisi Nereye Kurulmalı ?

Salı, 15 Haziran 2010

Bu konuda buraya bir şeyler yazmayı düşünmemiştim. Ancak sevdiğim birisi fikrimi sorunca, ona kısaca bir şeyler yazdım. Sonrasında bu yazdıklarımı buradan da paylaşmak istedim.

İlgili bir haberi şuradan okuyabilirsiniz. Buradan sonra yazdıklarım aslında kişisel bir cevap olarak farklı bir platformda yazıldığından imla kuralları ve karakter kullanımına dikkat edilmemiştir. Tekrardan yazmayıp aynen kopyalıyorum: (daha fazla…)

Banknot Sayan Memurlar…

Perşembe, 29 Nisan 2010

Resim CNNTurk haber sitesinden alınmıştır.

Resim CNNTurk haber sitesinden alınmıştır.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum. Hani o binanın dışında belki bir tanesinin bile uğruna birilerinin yapamayacağı şey olmayan banknotları, o memurlar teker teker değil, deste deste değil, sayfa sayfa kontrol eder, sayarlar. Ama onlarla işleri sadece bir bakış - bir dokunuştur. Ellerinden her gün milyonlarca lira geçer, ve işleri bitince onları asıl sahiplerine gönderirler.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum diyorum. Hani dışarıda bir tanesini bile insanın bulup tanışması zor olan o “kaliteli insan”lardan bir yüz tanesi ile daha yollarım ayrılmak üzere. Teker teker bakıyorum, hepsi ne kadar farklı ama hepsi ne kadar güzel insanlar. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde tanışsaydık kimisiyle çok iyi arkadaş olurduk mesela. Kimisi ise dostum, sırdaşım olurdu. Kimisi çok iyi kardeşlik yapardı. Kimisi öyle olgun ki aradaki yaş farkına bakmadan ben gider akıl sorardım. Kimisiyle gülüp eğlenmek güzel olurdu, kimisiyle oturup ağlamak. Ancak kader sınıflar dolusu güzel insanı bu şekilde çıkarttı karşıma ve biz de kaderin bize biçtiği rollere uygun davrandık ilişkilerimizde. Ben mesleğimi anlatıp hem öğretmeye hem sevdirmeye çalıştım, onlar da not tutup dersi geçmeye çalıştı.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum. Koca koca banknot sayfalarından oluşan bir defterle daha işim bitti, ve yeni defteri bekliyorum…

Öğretim Üyesi* Oldum

Salı, 18 Kasım 2008

* Öğretim üyesi ile öğretim görevlisi karıştırılmamalıdır.

Türk Bayrağı Tüzüğü:
Madde 21 - Bayrak, açılış törenlerinde Atatürk heykellerine, yemin törenlerinde masalara örtülebilir.
Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sivil personel dışındaki mensuplarının, bunların emeklilerinin, 18 inci madde hükmüne göre makam odalarında Bayrak bulunan kamu görevlilerinin, bu görevleri daha önce yapmış olanlarla aşağıda yazılı kimselerin cenaze törenlerinde tabutlarına Bayrak örtülebilir :
A) … B) … C) … D) … E) … F) … G) …
H) Yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri ve emeklileri,
İ) … J) … K) … L) … M) … N) … O) … P) … R) … S) … T) …

Mühendis gibi düşünmek

Cumartesi, 22 Mart 2008

Mühendislik bir meslek değil, bir düşünme biçimidir. Mühendislik eğitimi, kişilerin beyinlerinin içine koydukları bilgilerden daha fazla, beyinlerinin çalışma biçimini değiştirir. Amaç kişinin daha analitik düşünebilmesini sağlamak, sebep-sonuç ilişkilerini görme becerisi kazandırmak, eldeki imkanlarla mevcut sorunlara etkin çözümler üretebilmek olmalıdır.

Böyle bakınca mühendislik eğitimi almış bir çok kişinin, hatta mühendislik kitaplarını yalayıp yutmuş, iyi ortalamalarla diplomasını almış bir çok kişinin aslında mühendis olamadığını üzülerek görebiliyoruz. Bunun yanında hiç bir eğitim almadığı halde doğuştan gelen bir yetenekle mühendis gibi düşünen, olaylara farklı bakan, pratik çözümler üreten insanlarımız da mevcut.

Bazıları da hem doğuştan mühendistir, hem de üzerine mühendislik eğitimi almıştır. Bunlar kaymaklı ekmek kadayıfı gibidir :)

Peki tüm bunlar nereden geldi aklıma?
Tübitak’ın bir proje hakemliği için İzmir’e gittim. [Hayır inceleme için gittiğim Ar-Ge firmasından bahsetmeyeceğim, oradaki değerlendirmelerim rapora yazılacak.] Şirketle mülakatımız öğleden sonraya kadar devam etti. Orada işim bittikten sonra o kadar yolu gelmişken hemen geri dönmek yerine bir ziyaret yapmak istedim. Okul arkadaşım TCA ile buluştuk, akşama kadar beraberdik. Yarım günden az süren görüşmemizde, mühendisliğin hayata uygulanmasına dair o kadar çok örnek gördüm ki, dönüşte bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Keşke bizim bazı öğrencilere örnek olarak gösterebilsem diye içimden geçirdim. Favorim özellikle çaptan ikiye bölünmüş atık su borusu ile kütük transferi projesiydi :D

[Dipnot: tca kütük projesindeki fikrin kendisine ait olmadığını kendisinin daha önce yapılmış bir uygulamayı taklit ettiğini söylüyor. bana da hem orjinal fikri kendisine ait olan diğer çözüm ve uygulamarından dolayı, hem de bu uygulama için dürüstlüğünden dolayı bir kez daha hayran kalmak düşüyor.]

“… sayılı kararı ile ‘Bilim Doktoru’ ünvanı verilmiştir.”

Perşembe, 13 Aralık 2007

Sıkıntılı zamanlar oldu, pes etmenin kıyısından döndüğüm zamanlar oldu, kendime kızdığım zamanlar oldu, kendim haricinde herkese kızdığım zamanlar oldu, tekrar tekrar ümitlendiğim zamanlar oldu, tekrar tekrar ümidimin kırıldığı zamanlar oldu, çok sevindiğim zamanlar oldu, çok üzüldüğüm zamanlar oldu, çok kıymetli insanların güvenine layık olamadığımı düşündüğüm zamanlar oldu, ciğeri beş para etmez adamların kapısına gitmek zorunda kaldığım zamanlar oldu, şehirler arası, milletler arası, kıtalar arası yolculuklarım oldu, ama bu perde için hepsi bitti…

bu süreçte 2 yaşından 85 yaşına bir sürü cenazem oldu, bunlardan dünyayı uğruna değişmeyeceğim ikisini çok kısa arayla kaybettim, ve yurtdışında olduğum için ikisinin de cenazesine katılamadım, çok sevdiğim insanlar yuva kurdu, ikisinin düğününe gidemedim, yakınlarımdan bir çoğunun çocuğu oldu, iki tane de benim oldu… anneciğim defalarca ameliyat oldu, onun için ve diğer sevdiklerim için defalarca hastanede sabahladığım zamanlar oldu… ölenler, doğanlar, düğünler, cenazeler olduktan sonra, hayatta söylemeye değmez daha neler neler oldu… bilançoyu çıkarınca kısa sandığım sürecin aslında çok da uzun olduğunun farkına vardım.

ders aşaması bitti, yeterlik geçti, tez önerisi verildi, tez bitirildi, yayın şartı sağlandı, jüri oluşturuldu, savunma geçti, bez ciltler hazırlandı, jüriden imzalar toplandı, enstitüden yönetim kurulu kararı çıktı, ve bugün Sakarya Üniversitesi senatosu bana da “bilim doktoru” ünvanı verdi.

mrb-drYıllar önce ilk çocuğumuzu beklerken, kontroller için gittiğimiz sevgili doktorumuz bize karşı çok ilgili ve mütevazi davrandığında ona şakayla karışık “doktorların genelinde olan kibirli havanın onda olmadığını, bu yönden biraz eksik kaldığını, azıcık doktor gibi tavır takınmasını” söylemiştim. o da doktor tavrının nasıl olduğunu sorduğunda bizzat masasına oturup doktor tavrının taklidini yapıyordum [anlayın artık doktorumuzla ne kadar yüzgöz olmuşuz:) ]. o sırada elinde digital kamerası olan biri beni fotoğraflamış. resmin başkalarına gösterilmemesi için, yapılan şantajlara karşılık resimle ilgili o zaman bir söz vermiştim: “doktor ünvanı aldığımda bu resmi internette kendim yayınlayacağım!”. [ne bileyim, o günden bakınca bugün çok uzak görünmüştü]. neyse, lafı daha fazla uzatmadan sözümü tutayım ve bu yazımı da resmiyle beraber yayınlayayım :)

Sonunda topladım :)

Pazar, 21 Ekim 2007

Ne zamandır şu masamı bir toplasam da, çalışırken daha rahat etsem diyordum, sonunda dün bunu başardım. Sonra da kendime aferin deyip, bu anı saklamak istedim :) Arkadaki küçük kitap okuma masası da çok iyi oldu. Hem büyük masanın karmaşasından uzak, hem de duvarlara, kapıya değil de, dışarıdaki yeşilliğe bakıyor. Düzenleme işi için vakit harcanıyor gibi görünse de, sonradan bu zamanı fazlasıyla telafi ediyorsunuz.

Ersin’den

Pazar, 09 Eylül 2007

Ersin kendi günlüğüne bir yazı yazmış. Anafikre temelde katılmakla beraber ben de oradan ilhamla kendi görüşlerimi yazdım. Uğraşıp yazınca ve bana keyif veren bir tartışma olunca kendi günlüğüme de koyayım dedim.

Buraya tıklayarak yazıyı ve yorumları Ersin’in günlüğünden okuyabilirsiniz. Olur da orası geçici olarak erişilmez durumdaysa veya kaybolursa ihtimaline karşı yazıyı ve yorumların bir kısmını bu yazının devamına kopyalıyorum. (daha fazla…)

Hannover Messe

Çarşamba, 25 Nisan 2007
Galeri: Nisan’07 Hannover Fuarı - Almanya

16-21 Nisan tarihleri arasında, Almanya / Hannover’de gerçekleştirilen sanayi fuarında, 2007 senesi için partner ülke olan Türkiye ‘den de hemen hemen her salonda çeşitli firma ve kuruluşlar yer aldılar. 2 numaralı, Ressearch and Technology salonunda da İTÜ, Koç Üni., Sabancı Üni., TUBITAK gibi kurumlar yanında, Sakarya Üniversitesinin de bir standı vardı.

Doktora çalışmalarıma yoğunlaştığım ve araya hiç bir şeyin girmesine tahammülüm olmayan dönemde, bu fuar için görevlendirilmiş olmam benim için kötü bir haberdi. Bundan kurtulmak için çok uğraştıysam da, muvaffak olamadım. Ocak-Nisan döneminde bu fuar ile ilgili olarak akla gelebilecek her türlü ayrıntı ve angarya ile Gürsel Düzenli Hocam ile beraber ilgilenmek zorunda kaldım. Uçak biletleri, otel rezervasyonlarından tutun, İTO’da fuar ile ilgili her türlü toplantıya, broşürlerin-posterlerin tasarımı ve hazırlanmasından, stand tasarımı ve inşasına akla gelebilecek her türlü iş bize kaldı. Bir de her işe en az on kişiden onay almak zorunda oluşumuz ve bazı şeyleri tekrar tekrar yapmak zorunda kalıp sonunda yine ilk yaptığımız haline dönüşümüz cabası. Bana zamanımın çok çok kıymetli olduğu bir dönemde 4 ay kaybettirdiği için bu görevlendirmeyi kendi adıma tasvip etmem mümkün değil, ancak yine çok yorucu olmasına ve yaşadığımız bir çok sıkıntıya rağmen, Almanyada geçen 10 gün hatırası bol ve hatırlayacağım bir on gün oldu.

[Buradan sonrası ve en üstteki resim Kasım'08 de güncellenmiştir.]

Üstteki resmin altında bir galerinin linki var. Almanyada çekilen fotoğraflarla ilgili bir kaç başka galeri de şunlar:

Hannover Fuar Alanı Fuardan bazı araçlar Almanyada gezerken

Ahmet Ferit Konar

Cuma, 16 Mart 2007

Kıymetli hocamız Prof.Dr. A.Ferit Konar’ın tedavi görmekte olduğu A.B.D. de vefat ettiği haberini aldım. Allah rahmet eylesin, mekanını cennet etsin. Güzel bir insandı, yanlış hareketlere muhatap olmak zorunda kaldı, efendiliğini bozmadı. Kendisinden çok şey öğrendik. Ama öğrendiklerimizin çoğunluğu tahtada anlattıkları değil de, yaşamı ile gösterdikleriydi. 40 seneye yakın Amerikada yaşamış ve çalışmış olmasına rağmen konuşmalarına yabancı kelimeler karıştırmazdı. Ayağını sakatlayıp mecburen hastaneye uğradığı gün bir ayağında koca bir sargı ve altına bağlanmış terlik ile saat sabah 9daki dersine 5 dakika [yazıyla beş dakika] geç kaldığı zaman, bu gecikme için tüm sınıftan samimi özür dileyişi, alçak gönlü yanında aslında ne kadar büyük olduğunun bir göstergesiydi. Ruhu şad olsun. (daha fazla…)

Carver

Cumartesi, 23 Aralık 2006

Yazın seattle’da kayınbiraderimin yanındayken, bana üç tekerlekli bir aracın videosunu izletmişti. O zaman çok hoşuma giden bu aracın resimlerini bugün arattım. Biraz daha inceleme fırsatım oldu. (daha fazla…)