‘Bence böyle’ kategorisi için Arşiv

İşi ehline vermek

Cumartesi, 25 Ekim 2008

İşi ehline vermek gerek. Bir konu hakkında fikri olmayanların, o konuda karar alıcı makamda bulunmaması gerek. Eğer karar alıcı makamda bulunuyorlarsa “bilmiyorum” demekten utanmamaları, bilene danışmaları gerek. (daha fazla…)

Üç Kişi Oldular

Çarşamba, 08 Ekim 2008

Ben askerdeydim, bir hafta izne geldim. İznimin ikinci gününde üçüncü çocuğum doğdu. İsmini A. Akif koyduk. Ailem zenginleşti, çocuklarım zenginleşti. Bunun haberini yazmak da bugüne, askerden sonraya kaldı…

Bazıları aşağıdaki resme bakıp, “kaynakları üç kişi bölüşmek zorunda kalıyorlar” diyor. Halbuki bilmiyorlar ki, onlar üç kişi olduğu için onu elde edebilmişler, ve üç kişi oldukları için çok daha güçlüler…

(Saçmalık)²

Perşembe, 27 Mart 2008

Bir saçmalığı bir saçmalık ile çarparsak ne olur?

elbette saçmalığın karesi olur. Çok değil, daha iki hafta önce saatlerin tüm yıl ileri alınması ile ilgili bir yazı yazmıştım.

Bugün okuduğum haberlerde İstanbul Valiliğinin ileri saat uygulaması sebebiyle mesai saatlerini yarım saat ileri aldığı yazıyor. Yani devlet tasarruf etmek için saatleri ileri alıyor* ve yine devlet bu tasarrufun köküne kibrit suyu dökmek için mesai saatlerini ileri alıyor. Aslında buna yorum yapmak bile saçma, insanın sadece gülesi geliyor :)

Acaba bu kararları alanlar içinde, saat ayarı ile oynayarak tasarrufun nasıl yapıldığını anlayan bir kişi var mı? olsaydı herhalde bu şekilde sabote etmezlerdi, değil mi?

Mühendis gibi düşünmek

Cumartesi, 22 Mart 2008

Mühendislik bir meslek değil, bir düşünme biçimidir. Mühendislik eğitimi, kişilerin beyinlerinin içine koydukları bilgilerden daha fazla, beyinlerinin çalışma biçimini değiştirir. Amaç kişinin daha analitik düşünebilmesini sağlamak, sebep-sonuç ilişkilerini görme becerisi kazandırmak, eldeki imkanlarla mevcut sorunlara etkin çözümler üretebilmek olmalıdır.

Böyle bakınca mühendislik eğitimi almış bir çok kişinin, hatta mühendislik kitaplarını yalayıp yutmuş, iyi ortalamalarla diplomasını almış bir çok kişinin aslında mühendis olamadığını üzülerek görebiliyoruz. Bunun yanında hiç bir eğitim almadığı halde doğuştan gelen bir yetenekle mühendis gibi düşünen, olaylara farklı bakan, pratik çözümler üreten insanlarımız da mevcut.

Bazıları da hem doğuştan mühendistir, hem de üzerine mühendislik eğitimi almıştır. Bunlar kaymaklı ekmek kadayıfı gibidir :)

Peki tüm bunlar nereden geldi aklıma?
Tübitak’ın bir proje hakemliği için İzmir’e gittim. [Hayır inceleme için gittiğim Ar-Ge firmasından bahsetmeyeceğim, oradaki değerlendirmelerim rapora yazılacak.] Şirketle mülakatımız öğleden sonraya kadar devam etti. Orada işim bittikten sonra o kadar yolu gelmişken hemen geri dönmek yerine bir ziyaret yapmak istedim. Okul arkadaşım TCA ile buluştuk, akşama kadar beraberdik. Yarım günden az süren görüşmemizde, mühendisliğin hayata uygulanmasına dair o kadar çok örnek gördüm ki, dönüşte bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Keşke bizim bazı öğrencilere örnek olarak gösterebilsem diye içimden geçirdim. Favorim özellikle çaptan ikiye bölünmüş atık su borusu ile kütük transferi projesiydi :D

[Dipnot: tca kütük projesindeki fikrin kendisine ait olmadığını kendisinin daha önce yapılmış bir uygulamayı taklit ettiğini söylüyor. bana da hem orjinal fikri kendisine ait olan diğer çözüm ve uygulamarından dolayı, hem de bu uygulama için dürüstlüğünden dolayı bir kez daha hayran kalmak düşüyor.]

Saçmalık…

Perşembe, 13 Mart 2008

Artık tüm yıl ileri saat uygulaması olacakmış…

Öncelikle peşin peşin şunu belirteyim, saatlerin ayarı ile oynanıp da enerji tasarrufu yapılmasına karşı değilim. 1.5 sene önce Fırat şöyle bir yazı yazmıştı ve ben de onun yorum kısmına yazdığım yazıyı “… bence gayet guzel ve yerinde bir uygulama. bence yaza girerken 1 yerine 2 saat ileri alsak daha da guzel olur :)” diye bitirmiştim.

Gel gör ki, bugün okuduğum bir habere göre, bu yaz saatleri son defa ileri alacakmışız ve bir daha geri almayacakmışız. işte durum böyle olunca başlıkta söylediğim gibi “saçmalık” oluyor. Bölgesel bir saatimiz var ve bu saat kışın kullandığımız saat. Eğer tüm yıl aynı saati kullanacaksan, doğru saati kullanırsın. Tüm yıl tasarruf yapmak istiyorsan mesai saatlerini bir saat geri alırsın. Tüm yıl saatlerin bir saat ileride tutmak ile, mesai saatlerini bir saat geri çekmek arasında pratikte hiç bir fark yok, e o zaman ne diye sürekli yanlış gösteren saatlere bakalım ki?

Hesapta bu uygulama daha fazla tasarruf etmek için yapılıyor. Halbuki böyle yapacaklarına, mesai saatlerini bir saat geri alarak aynı tasarrufu yine yapabilirler, üstüne bir de yaz saatini devam ettirseler hem diğer ülkelerle aramızdaki saat farkı yaz-kış korunmuş olur, hem de tasarruf şu an planlanana göre bile katlanarak artar. ÜStüne üstlük benim 2006 senesinde Fırat’a yorum yaparken yazdığım “yazın iki saat ileri alma fikri” de görünürde olmasa da pratikte uygulamaya geçmiş olur.

Tüm yıl ileri saat uygulaması, piyanoya uzak kalan piyanistin taburesini çekmek yerine piyanoyu çekmesine benziyor…

Annem…

Cuma, 15 Şubat 2008

Ana başa tac imiş,
Her derde ilaç imiş…

Allah şifa versin.

Gitti, gidişi içimi yaraladı…

Perşembe, 31 Ocak 2008

Gelişi sizi geceler boyu uykusuz bırakmıştır. onu beklemenin ızdırabını öyle yoğun yaşamıssınızdır ki, geldiğinde kavuşmaktan ziyade, geceler boyu süren ızdırabın bittiğine sevinirsiniz.
Gelişi bir boşluğu doldurmuştur…

Seneler boyu birlikte yaşar, birlikte yatar kalkar, birlikte yer-içersiniz. O artık sizin bir parçanızdır, hiç ayrı düşünmezsiniz. O kadar benimsemişsinizdir ki, var mı yok mu bunu bile düşünmezsiniz…

13 yıl beraber yaşadıktan sonra, acı tatlı bir çok lezzeti aynı ortamda paylaştıktan sonra bir gün “ayrılık vakti geldi” derler ve o çekilir gider… İçinizde bir şeylerin parçalandığını hissedersiniz. Onu içinizden söküp atmak kolay olmamıştır; gidişi ta içinizi acıtır.
Ve artık ayrıldığı yerde kocaman bir boşluk vardır…

(daha fazla…)

Aspirin…

Pazartesi, 17 Aralık 2007

siyahlar karbon, beyazlar hidrojen, kirmizilar da oksijen olsun

derdin olunca gelir, derdini çözer ve sonra da başına kakmadan çekilir. “aman efendim çok uzaktayım” falan da demez, fiziksel uzaklıklar ona göre sadece 3 boyutla sınırlı olanları etkiler, onun kalbi boyutlar otesi atar. bu yüzden fiziksel uzaklıkları takmaz, kalbî yakınlıkları dikkate alır. simdi almanyada olması farketmez, ay manyağı da olsa durum aynı olacaktır.

senin çözemedigin dertlerini nefes alma rahatlığında çözer, bunu yaparken bir yandan da sana iltifatlar eder. “hayırsız ne zamandır niye aramıyorsun, işin düşünce mi selam verdin?” gibi bir soru sormak bir yana, bu soruyu aklına getirmeyi bile beceremez. senin hayatındaki en büyük lütuflardan birisi olduğunun farkına varmaz ama seni kendi hayatı için bir nimet görür.

hayatının en zor anlarında onun desteğini hissetmişsindir, hayatının en mutlu anlarında fiziken olmasa da kalbinle beraber o da oradadır…

 bu adam as-pirin’dir.

Dünyanın en güzel kadını…

Cumartesi, 08 Aralık 2007

New York'ta çektiğim bir fotoğraf

Tezimin iç kapağı için gerekli imzaları almak amacıyla yaptığım yolculuk* sırasında, İzmir’den Eskişehir’e doğru yol alırken, otobüsüm Kütahya civarındayken dünyanın en güzel kadınını gördüm, keşfettim. Sevindim, mutlu oldum… İçim huzur doldu, gönlüm ferahladı…

 

* Doktora tezimin bez ciltlerinde, iç kapakları jüri üyelerine imzalatmam gerekiyordu. Bir kaç küçük düzeltme istediklerinden bu imza işini sınav sonrası yapamamıştık. İmza sonraya kalınca, jüri üyelerini teker teker dolaşıp, kapakları imzalattım. Daha önceden e-mail ile gerekli belgeleri jüri üyelerine göndermiştim ve telefon ile de sözleşmiştik. Bir Cuma gecesi 21:30 da evimden çıktım, 23:00 arabasıyla İzmir’e doğru yola koyuldum. Sabahın kör saatlerinde İzmir’e varmıştım. Sözleştiğimiz gibi cumartesi sabahı 09:00’da Uğur Bey ‘le buluştuk. Uğur bey ile işimizi hallettikten sonra 9:30 aracıyla Eskişehir’e doğru yola koyuldum. Saat 16:45 te Eskişehir otogarındaydım. Orada da Yusuf Bey ile buluştuk. (Yusuf Bey Doçent oldu, vesileyle tebrik ederim). Sağ olsun kendisi işlemin bitirilmesinden sonra bir öğrenci gibi değil de bir misafiri gibi karşıladı beni. Mahcup oldum. Saat 19:00 İstanbul otobüsüyle tekrar yola çıktım, 23:00 te Adapazarı merkezde, 24:00 te evimdeydim. Çok zamandır otobüsle uzun yolculuk yapamıyordum, bu yolculuk çok hoşuma gitti.

XP’ye “downgrade”

Pazar, 02 Aralık 2007

Üzerinde Vista ile gelen yeni laptopumu 15 gündür bu işletim sistemi ile kullanıyordum. Ancak 15 gun sabredebildim ve 1 Aralığı 2 Aralığa bağlayan gece sistemimi Windows XP ye “downgrade” ettim. Vista görsel olarak çok hoş, arabirimler de daha kullanışlı. Ancak bir bilgisayarın temel işlevi kişinin kullanım amacına yönelik programları çalıştırmaktır. İşletim sistemi bunun için sadece bir arabirimdir. Oysa vista bir ara birim olmaktan ziyade, bilgisayari kendi emrine almak isteyen ve tum kaynaklarını tüketen bir virüs gibi :)

Sistemde vista’nın kendisinden ve laptop ile beraber gelip açılışta başlayan birkaç programdan başka hiçbir şey çalışmıyorken, sistemde 1 GB dan fazla RAM kullanıldığını görünce, Vista kullanımımı daha yüksek özelliklere sahip bir bilgisayarasahip olacağım ileri bir tarihe erteledim ve XP kurdum.

Hiçbir driver için problem yaşamamak güeldi. Laptop ile gelen tüm programlarin da xp ile uyumlu olması ekmeğime yağ sürdü. Laptopa XP kurduğum halde, Vistayı da kaldırmadım. Şu an çift işletim sistemi var. Sanırım yeni disk alanına ihtiyacım olana kadar iki işletim sistemi kullanmaya devam ederim. Ondan sonra birini kaldırırız artık.