‘Bence böyle’ kategorisi için Arşiv

Bilişim Vadisi Nereye Kurulmalı ?

Salı, 15 Haziran 2010

Bu konuda buraya bir şeyler yazmayı düşünmemiştim. Ancak sevdiğim birisi fikrimi sorunca, ona kısaca bir şeyler yazdım. Sonrasında bu yazdıklarımı buradan da paylaşmak istedim.

İlgili bir haberi şuradan okuyabilirsiniz. Buradan sonra yazdıklarım aslında kişisel bir cevap olarak farklı bir platformda yazıldığından imla kuralları ve karakter kullanımına dikkat edilmemiştir. Tekrardan yazmayıp aynen kopyalıyorum: (daha fazla…)

Mavi Marmara

Salı, 01 Haziran 2010

Henüz çocuktum. Çocukluğumun büyüdüğümü sandığım yıllarını yaşıyordum. Mavi Marmara‘daydık. Mavi Marmara, Marmara Adasına gidiyordu. Babam bizi tatile götürüyordu. İskelede Mavi Marmaranın yolcu almaya başlamasını heyecanla beklemiş, güverteye çıktığımızda numaralı koltuklarımızı bulup bir süre çekingen çekingen bu güzel gemiyi içinde oturup seyretmiş, şaşkınlığımızı atar atmaz da ablam ve kardeşimle gemiyi keşfe çıkmıştık. “Mavi Marmara” masmavi Marmara’da, yemyeşil Marmara’ya doğru yol alıyordu ve biz geminin her karışını gezmiştik. Saat 10 olduğunda biz yan balkonda kilim üzerinde yere oturmuş denizi seyrediyor, bir yunus daha görebilecek miyiz diye ufukları süzüyorduk. O sırada bir abi yanındaki  kızlara seslendi: “Hanımlar, köle isaura başladı!”. Mavi Marmarada o gün Tv de yoktu, ve köle isaura bile oraya giremiyordu. Marmara Adasında gittiğimiz köyde insanlar kapılarını pencerelerini kapatmadan yatıyorlardı. Oradaki insanlar hırsızlık nedir bilmiyorlardı. Ben küçüktüm, ve dünyadaki en acıklı şey, “köle isaura”, en kötü adam baron idi; ve Mavi Marmara‘da bunlara bile yer yoktu…

Henüz delikanlıydım. Delikanlılığımın yetişkin olduğumu sandığım yıllarını yaşıyordum. Yine babam bizi Marmara Adasına götürmüştü. Dönüş planımıza uymadığından dönüşümüz Mavi Marmara ile değil de, ufak bir tekne ile oldu. Büyük dalgalar ve hırçın bir deniz vardı. Teknemiz bir iskele tarafina, bir sancak tarafina yatiyor, bir burnunu dikiyor, bir kafa ustu suya giriyordu. Tüm bunlara bir münasebetsiz de eklenince babam o teknede kalp krizi geçirdi ve hayatımda ilk defa o kadar büyük bir yük hissettim omuzlarımda.  Artık hayatta daha acıklı şeyler de vardı, dünya maalesef toz pembe değildi. O zaman demiştik ki, “Mavi Marmara“da olsak, böyle olmazdı. Hem böylesine dalgaların oyuncağı olmaz, hem de İstanbula daha çabuk varırdık. Hem herşeye rağmen yine bir kalp krizi olsa bile geminin reviri bir süre iş görürdü. “Mavi Marmara” engin denizde güvenilecek bir yerdi. *

Yetişkin yıllarıma geldim. Yetişkinliğimin olgun olduğumu sandığım yıllarını yaşıyorum. Mavi Marmarayı televizyondan izliyorum;

yazının buradan sonrasını yazamıyorum………..

Banknot Sayan Memurlar…

Perşembe, 29 Nisan 2010

Resim CNNTurk haber sitesinden alınmıştır.

Resim CNNTurk haber sitesinden alınmıştır.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum. Hani o binanın dışında belki bir tanesinin bile uğruna birilerinin yapamayacağı şey olmayan banknotları, o memurlar teker teker değil, deste deste değil, sayfa sayfa kontrol eder, sayarlar. Ama onlarla işleri sadece bir bakış - bir dokunuştur. Ellerinden her gün milyonlarca lira geçer, ve işleri bitince onları asıl sahiplerine gönderirler.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum diyorum. Hani dışarıda bir tanesini bile insanın bulup tanışması zor olan o “kaliteli insan”lardan bir yüz tanesi ile daha yollarım ayrılmak üzere. Teker teker bakıyorum, hepsi ne kadar farklı ama hepsi ne kadar güzel insanlar. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde tanışsaydık kimisiyle çok iyi arkadaş olurduk mesela. Kimisi ise dostum, sırdaşım olurdu. Kimisi çok iyi kardeşlik yapardı. Kimisi öyle olgun ki aradaki yaş farkına bakmadan ben gider akıl sorardım. Kimisiyle gülüp eğlenmek güzel olurdu, kimisiyle oturup ağlamak. Ancak kader sınıflar dolusu güzel insanı bu şekilde çıkarttı karşıma ve biz de kaderin bize biçtiği rollere uygun davrandık ilişkilerimizde. Ben mesleğimi anlatıp hem öğretmeye hem sevdirmeye çalıştım, onlar da not tutup dersi geçmeye çalıştı.

Bir dönem daha bitiyor ve ben kendimi merkez bankasında banknot sayan memurlar gibi hissediyorum. Koca koca banknot sayfalarından oluşan bir defterle daha işim bitti, ve yeni defteri bekliyorum…

Topraklı Priz

Perşembe, 25 Mart 2010

34

Pazartesi, 22 Mart 2010
 333333333333333          444444444 
3:::::::::::::::33       4::::::::4 
3::::::33333::::::3     4:::::::::4 
3333333     3:::::3    4::::44::::4 
            3:::::3   4::::4 4::::4 
            3:::::3  4::::4  4::::4 
    33333333:::::3  4::::4   4::::4 
    3:::::::::::3  4::::444444::::444
    33333333:::::3 4::::::::::::::::4
            3:::::34444444444:::::444
            3:::::3          4::::4 
            3:::::3          4::::4 
3333333     3:::::3          4::::4 
3::::::33333::::::3        44::::::44
3:::::::::::::::33         4::::::::4
 333333333333333           4444444444

“ve ıspanağıma hak verdi”

Perşembe, 14 Ocak 2010

Bir hafta kadar önce eşim dedi ki: “bir oyuna katılacağım, bana ‘ve ıspanağıma hak verdi‘ diye biten çok kısa bir hikaye yazar mısın? sen becerirsin böyle şeyleri“…  Evet, kısa-uzun hikaye uydurmak çok rahat yapabileceğim birşeydi, zaten hayatım bunu yapmakla geçmişti, ama zor olsa ne yazardı ki? Bir erkeğe kadını “sen becerirsin böyle şeyleri” dediyse, zaten o şeyi becermek farz olurdu. Dişisi yanında olunca aslana posta koyan serçe edasıyla “elbette” dedim, altında yatan “şimdiden olmuş bil” teminatını hemen anladı ve teminatı alır almaz ekledi, “yalnız 140 karakter olacak, yani çok çok kısa“. Geri adım atmak olur mu, “farketmez, hallederiz” dedim. Kısa hikaye kolaydı da, 140 karakter de neyin nesiydi, sms bile 160 karakterdi… Nasıl sığdırırdım koskoca kısacık hikayeyi 140 karaktere?

Neticede kafamda zaten o an bir hikaye oluşmuştu, o hikayeyi 140 karaktere indirdim ve eşime gönderdim. 140 karakterlik hali değişik yerlerde yayınlandı ve her ne kadar gitmeyecek olsak da, bize Nil’in 15.Ocaktaki XL konserine 2 kişilik davetiye de kazandırdı. Ama ben 140 karakterin hikayeye haksızlık olduğu düşüncesiyle hikayenin kafamda ilk oluşan şeklini buraya yazmaya karar verdim: (daha fazla…)

Mazhar’dan…

Cuma, 11 Aralık 2009

Benim Hala Umudum Var

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar
sahibim var

benim hala umudum var
seviyorlar bazen soruyorlar
hayran hayran seyret
ister katıl ister vazgeç

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter

boyun bükük önünde ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu ?
bu fırtına durur mu ?
benden adam olur mu ?
korkarım aşka zararım dokunur mu ?

elvada sana yeter tamam
bitsin artık bu dram
bu fotoroman
ham meyvayız hala
koparmışlar dalımızdan

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter
güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin geçer gider

bıraksan kendime
şöyle oh ne rahat
buda geçer gülüm yaşamana bak
alınacak dersler var sorulacak sorular
buda geçer gülüm bizden bu kadar

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar
sahibim var

[ Mazhar Alanson]

Bir Gidenin Ardından…

Cuma, 11 Eylül 2009

31.Ocak.2008 tarihinde Gitti, gidişi içimi yaraladı diye bir yazı yazmıştım.  Gördüğüm luzum üzerine :)  aynı yazıyı tekrar yayınlıyorum.

———————————————————

Gelişi sizi geceler boyu uykusuz bırakmıştır. onu beklemenin ızdırabını öyle yoğun yaşamıssınızdır ki, geldiğinde kavuşmaktan ziyade, geceler boyu süren ızdırabın bittiğine sevinirsiniz.
Gelişi bir boşluğu doldurmuştur…

Seneler boyu birlikte yaşar, birlikte yatar kalkar, birlikte yer-içersiniz. O artık sizin bir parçanızdır, hiç ayrı düşünmezsiniz. O kadar benimsemişsinizdir ki, var mı yok mu bunu bile düşünmezsiniz…

13 yıl beraber yaşadıktan sonra, acı tatlı bir çok lezzeti aynı ortamda paylaştıktan sonra bir gün “ayrılık vakti geldi” derler ve o çekilir gider… İçinizde bir şeylerin parçalandığını hissedersiniz. Onu içinizden söküp atmak kolay olmamıştır; gidişi ta içinizi acıtır.
Ve artık ayrıldığı yerde kocaman bir boşluk vardır…

Yoksa gidiyor musun ???

Perşembe, 28 Mayıs 2009

ne olur gitme !…

Korumalı: Gözümde tütüyorsun …

Perşembe, 30 Nisan 2009

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin: