‘Bence böyle’ kategorisi için Arşiv

“ve ıspanağıma hak verdi”

Perşembe, 14 Ocak 2010

Bir hafta kadar önce eşim dedi ki: “bir oyuna katılacağım, bana ‘ve ıspanağıma hak verdi‘ diye biten çok kısa bir hikaye yazar mısın? sen becerirsin böyle şeyleri“…  Evet, kısa-uzun hikaye uydurmak çok rahat yapabileceğim birşeydi, zaten hayatım bunu yapmakla geçmişti, ama zor olsa ne yazardı ki? Bir erkeğe kadını “sen becerirsin böyle şeyleri” dediyse, zaten o şeyi becermek farz olurdu. Dişisi yanında olunca aslana posta koyan serçe edasıyla “elbette” dedim, altında yatan “şimdiden olmuş bil” teminatını hemen anladı ve teminatı alır almaz ekledi, “yalnız 140 karakter olacak, yani çok çok kısa“. Geri adım atmak olur mu, “farketmez, hallederiz” dedim. Kısa hikaye kolaydı da, 140 karakter de neyin nesiydi, sms bile 160 karakterdi… Nasıl sığdırırdım koskoca kısacık hikayeyi 140 karaktere?

Neticede kafamda zaten o an bir hikaye oluşmuştu, o hikayeyi 140 karaktere indirdim ve eşime gönderdim. 140 karakterlik hali değişik yerlerde yayınlandı ve her ne kadar gitmeyecek olsak da, bize Nil’in 15.Ocaktaki XL konserine 2 kişilik davetiye de kazandırdı. Ama ben 140 karakterin hikayeye haksızlık olduğu düşüncesiyle hikayenin kafamda ilk oluşan şeklini buraya yazmaya karar verdim: (daha fazla…)

Mazhar’dan…

Cuma, 11 Aralık 2009

Benim Hala Umudum Var

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar
sahibim var

benim hala umudum var
seviyorlar bazen soruyorlar
hayran hayran seyret
ister katıl ister vazgeç

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter

boyun bükük önünde ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu ?
bu fırtına durur mu ?
benden adam olur mu ?
korkarım aşka zararım dokunur mu ?

elvada sana yeter tamam
bitsin artık bu dram
bu fotoroman
ham meyvayız hala
koparmışlar dalımızdan

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter
güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin geçer gider

bıraksan kendime
şöyle oh ne rahat
buda geçer gülüm yaşamana bak
alınacak dersler var sorulacak sorular
buda geçer gülüm bizden bu kadar

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar
sahibim var

[ Mazhar Alanson]

Bir Gidenin Ardından…

Cuma, 11 Eylül 2009

31.Ocak.2008 tarihinde Gitti, gidişi içimi yaraladı diye bir yazı yazmıştım.  Gördüğüm luzum üzerine :)  aynı yazıyı tekrar yayınlıyorum.

———————————————————

Gelişi sizi geceler boyu uykusuz bırakmıştır. onu beklemenin ızdırabını öyle yoğun yaşamıssınızdır ki, geldiğinde kavuşmaktan ziyade, geceler boyu süren ızdırabın bittiğine sevinirsiniz.
Gelişi bir boşluğu doldurmuştur…

Seneler boyu birlikte yaşar, birlikte yatar kalkar, birlikte yer-içersiniz. O artık sizin bir parçanızdır, hiç ayrı düşünmezsiniz. O kadar benimsemişsinizdir ki, var mı yok mu bunu bile düşünmezsiniz…

13 yıl beraber yaşadıktan sonra, acı tatlı bir çok lezzeti aynı ortamda paylaştıktan sonra bir gün “ayrılık vakti geldi” derler ve o çekilir gider… İçinizde bir şeylerin parçalandığını hissedersiniz. Onu içinizden söküp atmak kolay olmamıştır; gidişi ta içinizi acıtır.
Ve artık ayrıldığı yerde kocaman bir boşluk vardır…

Yoksa gidiyor musun ???

Perşembe, 28 Mayıs 2009

ne olur gitme !…

Korumalı: Gözümde tütüyorsun …

Perşembe, 30 Nisan 2009

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


Seçim 2009

Pazartesi, 23 Mart 2009

Millet iyice cıvıttı, şu seçim gelip geçse de kurtulsak…

Aşağıdaki afişi Üsküdarda bir reklam panosunun direğinde görüp de fotoğrafını çektim. Bu afişi kim niye hazırlamış bilemiyorum. Yoksa adaylardan birini ti’ye almak için mi?

Her ne içinse de, insanlar bu noktaya geldiyse, artık seçimi bir an önce yapıp normal hayata dönmek şart olmuş demektir :)

Yıkmak / Yapmak

Pazartesi, 23 Mart 2009

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?
Emin ol onu en çolpa herifler de becerir.

Sade sen gösteriver “işte budur kubbe” diye,
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye…

Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhât, o zaman,
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan…

Mehmet Akif Ersoy *

Garanti’nin Kumbarası

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Kumbara, aslen boş bir pet şişeyle bile yapılabilecek basit bir eşya olmasına rağmen, insanların, özellikle çocukların çok sevdiği bir eşyadır. Bir bakış açısıyla kumbara sevgisini para sevgisi ile özdeşleştirmek mümkün olsa da, bence bunun tam tersine, bu sevginin altında “ben paranın kontrolünde değilim, para benim kontrolümde” düşüncesi yatmaktadır. Bu açıdan baktığınızda ulvi bir boyutu olan kumbara sevgisi, aynı zamanda tasarruf alışkanlığı da kazandırmasıyla, çocuklar için faydalı bir eşyadır. (daha fazla…)

Kadir Bilmek

Cuma, 06 Şubat 2009

İşten bunaldığınız, tavırlardan sıkıldığınız, kendinize karşı kendinizi sorguladığınız, “kim için yapıyorum”  “ne diye yapıyorum” dediğiniz bir sırada, sizinle işi seneler önce bitmiş, ama işi bitince ilişkisi bitmemiş bir kişi, tutar da size bir mail yazar, sizin seneler önce gösterdiğiniz bir çabayı farkettiğini farkettirir, sizin seneler önce onları nasıl gördüğünüzü gördüğünü gösterir, üstüne bir de iltifatlar eder; siz de dersiniz ki demek ki öküz ölünce ortaklığı bozmayanlar da var, demek ki karşılık beklemeden çaba gösterirsen, bunu görenler de var, demek ki kadir bilmezler kadar kadir bilenler de var, o zaman devam etmek gerek, yılmamak, yorulmamak ve hep koşmak gerek…

Gözleriniz dolar, sevinçten mi, hüzünden mi yoksa duygu yogunluğundan mı bilemezsiniz. Ağlamak istersiniz, gülersiniz, gülmek istersiniz gözünüzden yaş damlar.

Gelen mail, o gelmezden önceki negatif ruh halinizi yerle bir etmiş, içinizde size karşı savaşan sizin tüm destek noktalarını yıkmıştır. bunu yapana teşekkür etmek istersiniz, kuru kalır, duygularınızı ifade etmek istersiniz, beceremezsiniz. Kalpten çıkan kalbe gider dersiniz, edebiyatı daha fazla zorlamaz, kuru da olsa teşekkürünüzü edersiniz.

Sonra bir büyük düzen içinde, size ilaç lazım olduğunda ilaca bile ilaç olduğunu hissettirmeden size gönderene dönersiniz yüzünüzü, ve dersiniz:
“asıl sana teşekkür!”

Halka açılıyoruz :)

Cuma, 30 Ocak 2009

İki seneyi aşkın süredir sadece kendime yazdığım ve parçalarının değişik değişik yerlerde olduğu bu günlüğü derleyip toparladım. Yazılardaki kendime olan hitapları, size hitaplar şekline dönüştürdüm. Benden başka kimsenin anlayamayacağı bazı yazıları, biraz daha anlaşılır yaptım. Öyle herkesin anlamasını istemediğim bazı yazıları ise daha anlaşılmaz yaptım. “Merhaba Dünya !” derken, dünya ile paylaşmak istemediğim bazı konuları kaldırdım. Derledim, toparladım, ortaya bu günlük çıktı…

Aslında çok daha önce başkalarıyla da paylaşmayı düşünüyordum, ancak bu hale getirmek için fırsatım olmamıştı. Bu hali de kafamdaki son hali değildi, ama pazartesi okul açılıyor ve 14 hafta çok daha yoğun olacağım. Bu yüzden görsel güzellikleri bir kenarı bırakıp, hala eksiği olan bazı girişlerimi olduğu gibi kabul edip, “şunu ekle” “bundan bahset” “oraya link ver” gibi kendime yazdığım notları da silip, bugün itibariyle günlüğümdeki erişimleri engelleyen .htaccess dosyasını değiştiriyorum.

Bir başka açıdan bakarsak, “Halka” açılırsa ne olur? içi dışına çıkar ve artık bir eğri olur. Ama halka iken dümdüz bir doğru olması ihtimali yokken, eğri iken dümdüz doğrulma ihtimali vardır :)