Yol…
Bu yol çoook uzun…

Bu yol çoook uzun…

Hani herşey yolunda gidiyor(!), herşey güllük gülistanlık(!) ya, Adasu çalışanları da bana bir hoşluk yaparak bu kervana katılmak istemişler :) Eve yeni taşındığımızda “su saati kapalı yerde, okuyamadık” bahanesi ile tahmini rakamlarla bir kaç ay 100 kusur milyonluk fatura ödemek zorunda bırakıldık. Şimdi doğal olarak sayaç peşinen ödediğimiz rakama gelene kadar fatura yazamıyorlar. Bu sebeple bir kaç sene su parası ödemem diye düşünürken, bugün gelen su parası ağzımdan başlıktaki ünlemin çıkmasına sebep oldu. Ekteki resimde de görüleceği gibi, Adasu 959,18 ytl su faturası kesmiş bana. Bu borcun olabilmesi için fatura üstündeki metreküp fiyatlarıyla, 611 metreküp su kullanmam gerek.

Lab dersinde bizim öğrenciler girişi 5Volt olan R-Diyot devresinin çıkış gerilimini 100 küsür bin volt olarak hesapladıklarında, “herşeyi geçtim, yazdığın sonucu da mı görmüyorsun?” diyorum ya, bu faturaları kesenlere de söylemek lazım bunu…
Zamanında suçlunun kadıya söylediği gibi, bunlar “ya sayı saymayı bilmiyor veya hiç dayak yememiş”. 611 metreküp su, hani evlere aldigimiz mavi damacanalarla 32155 damacana su eder. Biz o kadar suyu bir senede kullanamayız. Bu miktarda su, resimdeki tanker gibi 300un uzerinde tankerle ancak taşınabilir. FINA nin SCM standartlarındaki bir havuzu ancak 550 metreküp su ile doldurulur. Daha ne ile karşılaştırayım ki…
Gerçi faturaya bakıldığında tutar haricindeki sayılardan da faturanın hatalı olduğu gün gibi ortada. Ama şimdi bu kadar iş, güç, yoğunluk içinde, bir de git adasuya, faturanın yanlışlığıyla, itirazla vs ile uğraş…
Neden ?
bir kişi işini doğru yapmadığı, baştan savma yaptığı için…

Daha önce İstanbul Model‘den bazı başka siparişlerimle beraber, bir ornithopter* almıştım. Yoğunluklar üst üste gelince, kızımla beraber biraz ferahlamak için bu modeli inşa etmeye karar verdik. İstanbul Model kutuyu hazırlarken telleri bile gereken şekilde büküp koyduğundan yapımı çok çok basit olan bu modelin uçuşu da çok başarılı… Bu modeli kızımla beraber inşa ederken yaptığımız tek değişiklik, kanat ve kuyruk için kutudan çıkan üstü baskılı mavi kağıtları kullanmak yerine, evde bulduğumuz pembe pelur kağıdı kullanmak oldu. Neticede benim yönlendirmelerimle ve müdahelelerimle de olsa, modeli kızım yaptığına göre, rengi de onun zevkine uygun olmalıydı :) Jilet – bıçak işleri hariç hemen hemen tamamını kızımın yaptığı bu modeli ailecek hepimiz çok sevdik.
Ersin kendi günlüğüne bir yazı yazmış. Anafikre temelde katılmakla beraber ben de oradan ilhamla kendi görüşlerimi yazdım. Uğraşıp yazınca ve bana keyif veren bir tartışma olunca kendi günlüğüme de koyayım dedim.
Buraya tıklayarak yazıyı ve yorumları Ersin’in günlüğünden okuyabilirsiniz. Olur da orası geçici olarak erişilmez durumdaysa veya kaybolursa ihtimaline karşı yazıyı ve yorumların bir kısmını bu yazının devamına kopyalıyorum. Devamını oku…
2 hafta kadar önce Sen de mi Leyla? diye sormuştum. O yazıyı “inşallah veri kaybı yaşamam” diyerek bitirmiştim. Geçen süre içinde bilgilerimi büyük ölçüde kurtardım. Bir miktar veri kaybı yaşasam da, korktuğum ölçüde bir kaybım olmadı. Bilgisayarımı açamadığımdan verilerimi kurtarabilmek için bilgisayarımı açtım. Son cümle biraz garip gibi oldu, bilgisayar elektriksel olarak açılmadığından, ben de vidalarını söküp içini açtım. Harddiski çıkartıp, bir ara adaptör ile masaüstü bilgisayarıma taktım ve verilerimi büyük ölçüde böyle kurtardım.
Bu fotoğrafı “acaba tekrar çalıştırabilir miyim?” sorusuna cevap bulmak için çalışmalar yaparken çektim. Sökülebilecek tüm çevreseli söktüm, ramleri değiştirdim, harddisksiz ve eski bir toshibadan söktüğüm 60’lık diskle (resimdeki disk) denedim, bana mısın demedi… Sanırım vedalaşma zamanı geldi…
Sensin güzel olan !
Sizsiniz güzel olan. (Tekil)
ve sizsiniz güzel olan. (Çoğul)
ve sizsiniz güzel olan… (daha çoğul)

Vesileyle okuyanlarin Berat kandilini tebrik ederim.
Beni yakından tanıyanlar bilir, tanımayanların da zaten bilmesine gerek yok: su doktora işinde ne çok terslik yaşadım. Büyük çoğunluğu benden kaynaklanmayan, dışarıdan sebeplerle çalışmalarım sekteye uğradı, bazen bir sürü şeyi çöpe atmam gerekti vs. Bir günlük iş üç güne çıktı, üç günde yaptığım yarısı oldu… Dediğim gibi, bilen bilir, bilmeyene anlatmaya gerek yok, çünkü inanılacak gibi değil…
Hele şu son zamanda terslikler tüm hayatımı kaplamış durumda. Acılar, ızdıraplar, hastalıklar, terslikler… Genelde emrah rolü üstlenmemek için bunları yazmamaya gayret ediyorum, ama dün geceki biraz da teknolojik bir konu olduğundan yazmakta bir sakınca görmüyorum.
Dün gece aşk ve şevkle, hem de evde misafir de olmasına rağmen, biricik sevgili laptopumu alıp ders çalışmak üzere yatak odasına gittim, o güzel düğmesine dokundum, açılır gibi yaptı ama açılmadı. Fan çalışmaya başlıyor, ledler yanmıyor ve ekrana görüntü gelmiyor, bir kaç saniye sonra kendiliğinden her şeyin enerjisini kesiyor ve sonra tekrar kendisi açıyor. ama yine ekranda görüntü yok ve boot etmiyor. ve o halde kalıyor…
Kızdım, o kızgınlıkla bir tane de vurmuşum, “Sen de mi Leyla?” dedim, “sen de mi beni yarı yolda bırakacaktın?”. vurmanın etkisiyle mi, sözlerin etkisiyle mi bilmem, laptop dile geldi, “artık çalışacak halim kalmadı, biraz daha dişimi sıksaydım da, tam savunmaya gireceğin gün iflas etseydim daha mı iyiydi?” dedi. hak verdim, özür diledim, kapattim kapağını ve yattım…
ümidediyorum ki veri kaybı yaşamam…

Gündüz bir gül gördüm. Ne kadar da güzeldi. Güller hep güzeldir zaten, ama bu bir başka güzeldi. Güzelliğine doyamadan ayrıldım oradan. Gecesine ablam dedi ki o güzel güle maraz musallat olmuş :(
Acaba ben onun güzelliğini seyrederken, nazarım mı değdi? yoksa ben onun güzelliğini seyrederken o da benim çirkinliğime baktı da habis ruhum mu onu hasta etti? veya hastalığı sadece güneşi seven gülün gecede olmasından mı kaynaklanıyordu? artık her neyse de, Allah’ım şifa ver…
———————–o0O0o———————–
Dün miraç kandiliydi, vesileyle tebrik ederim.